bilen bilir; kimi hiç dokunamaz giremez hatta tüm gün tutmak zorunda da olsa o "b.ku" eve kadar bekler vs heh hiç anlayamam nası başarırlar. bravo mu demek lazım yoksa vah vaaaah mı orasını da geç. efenim ben sık sık kullanırım afedersiniz. "m.san.m" biraz küçük. biraz bi soğuk gelsin bi bardak çay içeyim hemen "iş.mem" gerekmektedir. günde hmm nerden baksan 10 bardak içmek demek artık hesaplayın kaç defa tool.te yollanmam demek. toooooo'lar olmasa daha iyi olur. şimdi bu durumda gel de tut. eve gidene kadar altıma ".şer.m" afedersiniz.
neyse uzatmayalım; aslında hemen girip işimi halledip bir an önce çıkiim modlarında da çıkmak lazım sanki. zira biraz etrafa bakmalı. heh hoş manzaralarla karşılaşılamayabilir tabi her zaman ama arada hmm dedirticek şeyler de çıkmıyo değil sanki.
teveden de çok uzak kalmamak gerek diyerek gece taşınmalarını teve karşısına yapınca nabzı biraz biraz tutmaya başladım. bir süredir izlediğim 4hece haftada 3gece jenerikle gün içi etrafta dolanırken, hele de ihtiyaç anlarında olur olmadık yerlerde görünce nedense daha bi keyiflenesim geldi. hemen kareledim. isteyen istediğine bağlar, çeker, süper. hmm "b.k" lar arasında consume, obey, dieeeee evet "bo.tan"
kafa bu aralar o taraflarda sanki. ahaa bunun şöyle bi felsefesi olabilir diye kılıf mı buluyo, yalan mı yazıyo ama keyifli de oluyo.
Etiketler: kaç tane afedersiniz olmuş?
üstüme üstüme mi geliyo üstüne üstüne mi gidiyorum?
0 yorum Gönderen alMla zaman: Cumartesi, Şubat 06, 2010"Politikamız, dinimiz, haberlerimiz, sporumuz, eğitimimiz ve ticaretimiz; bunların hepsi de protesto unsurunun, hatta halkın etkisinin izine dahi rastlanmayan gösteri dünyasının (show business) hoş uzantılarına dönüşmüştür. Diyeceğim o ki biz, bugün için, ölesiye eğlenme noktasına gelmiş olan bir topluluğuz." (Postman, 2004)
Baştaki alıntının dışında kitabın önsözündeki okuduğum bir yer de çok hoşuma gitti. yazar, Orwell (1984) ve Huxley (cesur yeni dünya) arasındaki farklılıkları biraz özetlemiş. cesur yeni dünyayı okumuştum ama 1984'ü almama rağmen başlayamamıştım. yazarın yazdıklarından etkilendim doğrusu ve onları da eklemek isterim:
"...Orwell bizi nefret ettiğimiz şeylerin mahvetmesinden korkarken, Huxley bizi sevdiğimiz şeylerin mahvedeceğinden korkuyordu. Bu kitap, Orwell'in değil, Huxley'in haklı olduğu düşüncesiyle yazılmıştır." ile sonlanan önsöz. oldukça cüretkar bi bitiriş mi yoksa sadece ben mi etkilendim bilmem.
işin diğer hoşuma giden tarafı ise; daha önce de söylemiştim, tam da nereye dönsem baksam denk gelmem. henüz stickerlar taze. hava koşulları, kafa koşulları ve nedense biraz hmm nereye yapıştırılası kasışları -niyeyse- nedeniyle elimde 4 köşede tıkılı duruyolar. bilumum yerlere yapıştırınca kareleyip burdan afişe edecektim ancak okuduğum şeyler sonunda dayanamadım. şu haliyle koy verdim. onlar yapışınca bir yerlere nasılsa koy veririm yine.
heh bu ara okuduğum şeyler bile beni coşturmaya yetiyo diye gülüyorum. önceden bu kadar değildi sanki, bastırılmışlıklar, sıkışmışlıklar yok yok dışardan gelen değil aslında hepsi içerden daha daha fazlaydı bünyede, ne yazık!
mesela şimdilerde kalp atışımı duyabilmek adına nefesimi tutuyorum. ben nefesimi tutunca, o atışını bağırıyo. delice bir hoşa gitme durumu hasıl oluyo ve yanında bi şeyler daha...
ha hiç mi yok sıkışmışlıklar ohoo tonla. ama onlar artık ayrı bir hazda. çünkü biliyorum :)
Bir alıntı;
"Kitle kültürü öğretir, eğitmez. Manevi değerlerin seri halde imalatıyla, kopyalarla, zevk ve değerden yoksun ürünlerle ve ferdiyete karşı ilgisizliği ile o, kişiliksizleştirmeye götürür. Asıl kültürden farklı olarak kitle kültürü, yeknesaklığa temayülüyle insan hürriyetini daraltır. Çünkü hürriyet, yeknesaklığa karşı koymak demektir"
kaynamakta olan suya el daldırmak suretiyle yapılan hamlenin maliyeti nedir acaba? üstelik çok da sevmediğiniz haşlama yumurtayı almak uğruna. 1-2-3 yanıklar mı, buz arayışları akabinde eriyişleri mi? evet bunlar daha çok fiziksel kalır asıl olmakta olanın yanı başında. dehşete düşmelidir belki, korku tanısı konulmalıdır.
e yuh demezler mi yahu bu ne dalgınlık? Dalgınlık da demezler heralde ya kapanagelmiştir ya açılmakta olmuştur aslında, yine de evet maliyeti yüksektir. mikrodalgaya metal koymak bile daha olası daha deniz seviyesi valla ya da fişi takılı iken robotun bıçağının yerine oturup oturmadığını kontrol etmek ya da kendi çakmağı ile bir türlü yakamadığınız ocağı inatla kapatmayıp arada geçen saniyelerce gaz salınımına karşı yine de bulduğunuz çakmağı çakmak ve poflamayı görmek vs vs vs ha bi de kettleda(nasıl yazıldığını yeni öğrendim valla) ısınan suyun kaynama derecesini ölçmek için parmağı daldırıp akımı hissetmek var. sonra su tulumunun dayanıklılık testi. alırsınız kaynayan sulu su tulumunu, yatarsınız üzerinize iki saniye içinde bir ıslaklık ve hemen akabinde sıcağı hissedersiniz bacaklardan yayılan. kaynama noktası ile bi sorunum mu var acaba?
heh hepsi denendi istemeden ya da istemli, ama bu son vukuat güldürüyor zaman zaman ama çoğunlukla korkutuyor biraz biraz ürkütüyor. kaynayan su, elin içine doğru salınışı ohooo noluyo yahu? havada uçuşanları arada sırada yakalamalı yani.
Etiketler: noluyo yahu?
haydi el ele verelim tüm filmleri 3 boyutlu yapalım.
hatta 5 boyutlu :)
şöle ifade etmem kafidir; bilen bilir;
3 saat sonunda yüzümde hasıl olan o en küçük bicik çocuk gülümseme hala mevcudiyetini korumakta...
Dip not: cukka olan bir şey yoktur. telaşa gerek yoktur. her şey mümkündür. gözlüksüz nasıl görünüyor diye arada bir yoklayıp meraklar da giderilmiştir. ne kadar içten gelse de duygular bastırılmış ve onca insanın içinde ekrana doğru uzanan el dürtüsü kırılarak rezilliğin önüne geçilmiştir :)
alakasız verilmek istenen dip not: 2dklık çalışmanın 3 saatlik renderı, insan ömründen ne kadar yer? sürekli takılırsa; kendini aşağı atma hissi yaratacağından tehlikelidir. ya sabır çekmek sonuna kadar tavsiye görür.
Etiketler: huraaaa
evde genelde çalışma günü nasıl geçer özetlemek hasıl oldu beynime;
bir de ufaktan bir sızı şikayet etmek istedim ama rasyonel olmayan (mantıksız yazarım genelde, kullanmak istediğim bir kelime uğruna bu seferlik böle) fuzuli istekler uğruna bir şikayettir, farkındayım.
öncelerde mevzu bahis etmişimdir; evin kaçta kaçına yayılma durumlarımdan. annem gelince odasından elimi eteğimi çekerim nasılsa düşünceleri de laf mış :)
valla canım nereyi çekerse oraya yayılmaktayım. farzı mishal geceleri oturma odasındayım. kucakta lap top, tv karşısı ki gereksiz programlardan biri sırf ses yapsın diye açık halde çalışmaktayım. artık ya sabahlar ya daha makul saatlerde oracıkta gayet de rahat çek yatta uyumaktayım son zamanlarda.
sabah olur ben devşirme odama taşınırım. ilk odam hani sıcakta bozulmasın diye oranın ısısında -ki eksilerde geziyor- muhafaza ettiğim güzel eşyalarım, kolleksiyon olsun diye atmadığım ufacık birikintilerimle dolu ama nispeten düzenliler. araya bir filmin jeneriğinde duyduğum alıntıyı sokuşturmak isterim. torente şimdilik atamadım filmi "11 e 10 kala"ymış ismi. aha bu da kendi kendine bir suç duyurusu oldu. film, bir kolleksiyonerin hikayesi vs.. adama niye kolleksiyon yapıyorsun diye sormuşlar, adam da hayatı tutabilme için gibi bi laf etmiş. tabi bu yarım aklımda kalan. yoksa hayata tutunabilmek için miydi ya da hayatı yaşayabilmek için ohoooo ben de yani. hani hep şikayet ediyorum beyin çok dolu, çok meşgul, alıyo ama birkaç saniye içerde işliyo, sona salıveriyo, bünyeye katarken yine kendine benzetiyo die. bu alıntı da "alıntı" olmamış olabilir. laf öyle kalmış zihnimde. neyse ne diyodum?
ilk oda "buraya uzun zamandır kimse girmedi" misyonuna sahip zaten. devşirme odada günün belirli saatlerini geçirmekteyim. sabah kalkmıştım en son di mi... hani uzun oturuşlardan sonra popo ve sırt henüz kendini yenilemişken, masa başı oturmalarını yapabilir durumdayken, devşirme odada biraz çalışmaca yapıyorum evet. sonra bir ara uyku geliyor efenim bi sıkıntı basıyor. haydii belki uyurum olasılığı ile anne odasına. tam uyumalık kallavi bir yatak. devşirme odada yatamıyorum çünkü yatak üstünde ikamet eden sakinler var hali hazırda. bilimum güzellikte kitaplar, notlar, arada benim gibi tek bir yere sığamayan kıyafet sakinleri vs...
anne odasında geçirilen iki dakka ı-ıh uyuyamicam diye yanına getirilen kitaplar. o da yetmedi burda da bir bilgisayar olsa. hatta her odada bilgisayar olsa, hepsi birbirine bağlı olsa. hepsinde en son kaldığım yer mevcut olsa yani temelde hepsi tek bir bilgisayar olsa da şu lap top ı da her gittiğim yere taşımak zorunda kalmasam.
işte şikayet kısmına gelmiş bulunmaktayız. hani rasyonel olmayan yani irrasyonel olan yani mantıksız olan hatta daha güzel ikamesi; fuzuliiii olan şikayet ve peşi sıra arzular kısmı. e hadi iri yapsın bi güzellik...
dün bir abartmışım free catalog olayını :) ama adamlar catalog.com u bile açmışlar, insanı teşvik etmesinler canım. nadide ülkemize çok çok az gönderinin bulunması durumunun verdiği kışkırtıcılıkla, yılmadan taleplerimi sıraladım. hatta birine özel mail bile attım; efenim ben turkiyedeim ama ben de ben de isterim diye. yuh bana :) biliiriiiim hemen cevabı geldi ilginize teşekkürler, şubat ayını size göndericez vs vs
ni ha ha ha ho ho ho hoooo
yaşasın kötülük hissiyatları sonrasında dönüşümler yaşadı tabi. içerdeki hainlik hinlik beyazlarla örtüldü. altta pijama üstte ne bulduysa giydim kabanı, beresi, elleri yine de donduran eldivenler ama tutmuo ki buu yapışıoooo.. hep söylene gelir klasiktir ama doğrudur efenim inkara ne hacet. beyazdır, soğuktur, çıkardığı güzide ses bir rahatlamaya sebebiyet verir. içimizdeki bu dürtüler değil midir haydi oynayalım dedirten.
ne diyordum, hani küçük küçük kardan adamcıklar türeteyim dedim, adamı bırak topunu yapamıosun ki. yine yılmadan çalıştım. bişiye benzesinler bari yardım alayım derken uzatmaları yaşadığım bu tatil günlerini zehre çevirmeden aman eğlencelik yaratalım çabaları ile azcık oynaşmaca yaşadık bakalım.
sonra ver elini after effects, sonra iki haftalık iki makale türetmece. şimdiden bakındım farklı fakültelerden dersler de alınası sanki diye. meğersem cennetmiş bazı mekanlar. efenime söyliim sanatın sosyolojileri, psikolojileri, felsefelerinden tutun da özelde tiyatro, sinema araştırma-eleştirmelerine kadar kallavi güzellikte isimlerle bezenmiş dersler. tamam ikinci dönem, bir aksaklık vuku bulmazsa kafaları daha çok yormanın zamanıdır :) yükseklerde olmak bu değil miydi zaten yahu? ben mi yanlış geldim, yanlış yer de mi indim yoksa? (lütfen yanlış ile yalnız ı hala karıştıran arkadaşlar var; yapmayın gözünüzü seviim: yanlış doğru, yalnış yanlış. o yalnız için geçerli. yalnız doğru yanlız yanlış)(kalınan cümlenin başına dönerek parantez dışındakileri okumak suretiyle anlama ulaşabilmek olasıdır) biri bana izah etsin lütfen. kafaları daha çok yormanın yeri değil miydi burası? işin derinine inme, derinlerdeyken tepelerden uçma, bakar gözlerin istikametinde görülmeyen mevcudiyetlerin varlığını bulma...
biz bulalım, bulamayan da olsun ki biz farklılaşalım. kendimizi öyle sanalım ki mutlu olalım :P
bir de ricam var. ilgililere sesleniyorum. hatta çok rica ediyorum. var olan müzik parçalarının ki öz benlikleri ile bile çoğunlukla müzik betimlemesini hak etmeyen nota dizelerini evirip çevirip güzide reklamlarımıza cingıl yapmayalım. duydum mu bi hoş oluyorum; bir mide bulantısı, baş dönmesi, zaman zaman diş ağrısı, kağıt kesiği sızısı, şeytan tırnağını kopardıktan sonraki can yakısı, hücre göçü,... ufak tefek zararsız gibi görünen ama koca cüsseyi sarsan bilümum (bu kelimeyi de her yazdığımda farklı yazıyorum eheh) ne varsa... bu konuda neler yapılabilir(bir de yapılınabilinir de diyorlar ona da gıcığım ama o mu doğru yoksa :S) bir değerlendirip (değerlendirilip) sonuca ulaştıralım lütfen.
Etiketler: oh ferahladım sanki
heh bir süredir kaçak hayatı yaşıyorum desem yeridir. hala 4 tekere kavuşamamış ben, hatta öyle ki sınıfta arabasız olan bir tek ben.. ilk zamanlardaki yabancılık atılınca canım arkadaşlarım her gün bilimum yerlere bırakabilirim teklifleri ile beni ihya etseler de ah çekmiyo değilim. hepsini tek tek öperim.
nese kaçak hayatı diodum;
efenim metroymuş otobüsmüş vs.. birden ne olduysa belediyenin vs çalışan nadide insanları gişelerde pasaport, vize kontrolü yapmaya başladılar adeta. aha bu sefer mçtık diye de hiç geçmedim vala. nerdeyse aylar öncesiden ödediğim 20tllik dekontum ve daha yenilerde aldığım bandolsüz kimliğimle korkunun üstüne üstüne gittim, cidden. sorduklarında da üşenmeden anlattım ki ilerki yaşlarımda kimse beni tutamicak orası belli. lanetin hatta naletin teki olara dönücem :) daha çok yeni de bandrol yapıştı kimliğime.
işin şakasına gel gelelim. şekilde görülmekte hemen bakalım:
üşenmedim path ledim, kıvrımlı hatlarından. bi de gölge koydum ki adettendir diye :) foto pek iyi olmadı ama kendini ifade etmek için yeterlidir, uygun gördüm. işte bu yanarlı dönerli şey zebellahların arasından rahaaaaatça geçmenizi sağlıyo valla.
eheh görünce direk tutamayıp milletin içinde bu ne ya ne komik diye salıverdim :) burada da söylüyorum ama amanın suç mu işliyorum yoksaaaa...

